19 Temmuz 2017 Çarşamba

Kalbi Kırık Hüsniye



         Kalbi Kırık Hüsniye, güvendiği dağlara kar yağan kişidir. Kişi, Kalbi Kırık Hüsniye durumuna geçtiğinde göğsünün ortasında derin bir acı duyar, hiç bir zaman dinmeyecek sonsuz bir acı. Yaşamdaki tüm acılar toplanmış da onun vücudunu istila etmiş gibidir. Yolda amaçsızca yürür, hiç kimse, hiç bir şey artık onun yüzünü güldüremez. Bu haldeyken akıl çalışmaz, aslında kalp de çalışmaz -çünkü kırılmıştır- beden de çalışmaz. Ne çalışır acaba?

2 Temmuz 2017 Pazar

Saplantılı Saniye ve Rahat Raziye



       Gergin ağzının kenarında sinirden bir gülümseme, telefonu eline yapışmış, gözleri bir noktaya sabitlenmiş, soru sorduğunuzda size cevap veremeyecek kadar kilitlenmiş bir kadın. Bu onun doruklardaki hali. Hemen bu noktaya varmıyor tabi ki.

30 Haziran 2017 Cuma

Çalışma Prensibi



     Çalışmak ve çalışkanlık konusunda kendimle ilgili algım yıllar içinde çok değişti. Kendimi çok zeki hissettiğim dönemler de oldu aşırı derecede anlayışı kıt olduğumu düşündüğüm zamanlar da. Zeki olmanın ya da yetenekli olmanın çalışmak ve ilerlemek ile ilgisi olmadığını da oyunculuk eğitimi verdiğim zamanlarda anladım.
   
     Bu yazı, nasıl çalışacağını bir türlü bulamamış, bu zamana kadar hasbelkader “çalışkan” olmuş bir insanın öyküsüdür.

29 Haziran 2017 Perşembe

Omzunda Kamerayla Yaşayan Kadın



Omzunda Kamerayla Yaşayan Kadın

Bu kadın, kadın olarak doğmadı elbette. O da herkes gibi küçük bir kız çocuğuydu. Yani küçük bir oğlan olmayan diğer herkes gibi demek istemiştim. Kamera omuzlarına ne zaman yerleşti, şimdilik bilmiyoruz. Onu anlatmaya ve anlamaya başladığımda bunu da tespit edebileceğimi düşünüyorum. Belki de doğuştan böyleydi, bu onun hem yeteneği hem de lanetiydi. Açıkçası onu da bilemiyorum. Bu kadın uçlarda yaşamayı sever, Sakuralar gibi yeteneğinin doruk noktası onun ölümü olabilir.

18 Mayıs 2017 Perşembe

Kimsesiz Valiz

Liselerarası tiyatro festivali için İTK ile Kayseri'ye geldik,bugün de Antalya'ya doğru yola çıkıyorum. Kayseri Havaalanı inanılmaz kalabalık, içeri girebilmek için uzun kuyruklarda bekledim. Arada olurmuş böyle şeyler, bugün de bana denk geldi ama Efe ile Adana'daki dönüş maceramızdan sonra işi sağlama alıp erkenden gelmeye karar verdiğim için şimdi oturup bu yazıyı yazacak kadar zamanım var.

28 Nisan 2017 Cuma

Masal Anlatıcısı Olmaya Nasıl Karar Verdim?

Dilek Tutarken


Bu aralar tezim için bir çok masal anlatıcısı ile görüşmeler yaptım, sağolsun beni kırmayıp açık kalplilikle sorularıma heyecanlı yanıtlar verdiler. Sorularımdan bir tanesi de bu, "masal anlatıcısı olmaya nasıl karar verdiniz?" Canım tez danışmanım Özlem hocamla soruları hazırlama aşamasında bu soruyu o da bana sormuştu. Aslında bir çok kez cevapladım hatta blogda bile yazılı. Şimdi röportajları kaydederken bunu kendime yeniden sordum. Eski hikayeden çok sıkıldığımı farkettim. Peki ben masal anlatıcısı olmaya öyle hep anlattığım gibi karar vermemişsem? Bunun başka bir hikayesi varsa ve ben sürekli aynı şeyleri tekrarlayarak bu noktayı kaçırıyorsam?

Düşünmeye başladım. Neden masal anlatıyorum diye. İlk masallarımı anlattığım dönemleri düşündüm, o zamanlar duygularımı pek ifade edemez çok da konuşamazdım. Aslında çocukluğumdan beri susmayan biri olarak kendimi böyle tanımlamak bana tuhaf geldi. Ama evet, gerçekten de öyleydi. Yanlış anlaşılmak, beklenilen cevabı verememek endişesiyle sustuğumu hatırlıyorum. Sonra masal anlatmaya başladım ve farkında olmasam da başlarda yardım çığlıklarımı hep masallarla attım. Anlattıkça, içimde biriktirmiş olduğum her şey ortaya çıktı. Sonra bunun diğer insanlara da iyi geldiğini farkettim. Masallar kalbimden geliyor, boğazımdaki düğümleri bir bir çözerek dışarı çıkıyordu. Ama hala korkuyordum o dönemler, bunu da şimdi farkettim.

 Masalların arkasına sığınmak, mesajları yan kapılardan vermek daha kolaymış. Sonra yavaş yavaş kalbimi de açmaya başladım, kalbimin düğümleri de çözüldükçe sadece masallar değil kalbim de konuşmaya başladı. Kalbimdeki ve boğazımdaki tüm düğümler çözülebilmiş değil hala, bunu hissediyorum. Ama şimdi anlıyorum ki ben düğümleri açmak için masal anlatmışım, anlatırken dinleyenlerin de düğümlerinin açıldığını görünce de bunu hep yapmaya karar vermişim. O düğümleri açıp yeni bir hayat dokumak için...

7 Mart 2017 Salı

Güçlü Kadın


Şu anda Bursa'ya doğru yoldayım, emekçi kadınlara masal anlatmaya gidiyorum. Bir çok yerde bir çok gruba masallar anlattım ancak sadece kadınların olduğu yerlerde masal anlatmak daha bir iyi geliyor bana. Biz kadınlar okuduklarımızdan da çok şey öğreniyoruz ama genelde hikayeler ile öğrendiklerimiz bizde kalıcı iz bırakıyor, en azından şu zamana kadar bunu gözlemledim. Başta kendimde...

21 Ocak 2017 Cumartesi

Geçersiz Kimlik

Yüzümün Kalıbı

Her ayın ikinci hafta sonu Seiba eğitimleri için İstanbul'dayım. İstanbul'a gitmeye alıştım artık. Orada yaşamanın nasıl bir şey olduğunu pek bilmiyorum ama gezmek güzel. En güzel kısmı da İzmir'e dönmek. Genellikle toplu taşıma kullanan biri olarak iki şehirde de yanımda kartlarımı taşıyorum. Onları özene bezene aldığım kırmızı plastik kaba koyuyorum. Şehir değiştirdikçe de birini çıkarıp diğerini takıyorum. Bu ay geri döndüğümün ertesi gün provamız vardı. Arkadaşımla aynı otobüsü denk getirme çalışmalarımız sonuç verdi ve ben otobüse bindim. Yeni döndüğüm için kartımı değiştirmiştim yalnız bakiyem yeterli mi yetersiz mi pek de emin değildim. Ben cihaza kartımı gösterdim “Geçeriz kart” dedi aslında tam olarak öyle demedi. İki kelimeydi söylediği şey ama "bu kartınız pek bir işe yaramıyor" anlamında bir şeyler dedi cihaz. Ben inanamadım. Çünkü kartımı yeni değiştirmiştim üstelik de öğrenci kartımdı. -Halen yüksek lisans yapmanın faydaları. -Kartı bir daha gösterdim yine aynı tepki. İnsanlar arkamda biriktiler. Yana çekildim. Her geçen kişinin arkasından kartımı gösteriyorum. Çıkarıp gösteriyorum, ters çeviriyorum. Yine olmuyor yine olmuyor. Bu arada canım arkadaşım da bana sesleniyormuş benim kartımı kullan diye ama ben hiç kimseyi görmüyorum sadece beynimde bu nasıl artık geçersiz olabilir sorusu var. Şöför bana “kart sizin değil mi” diye sordu. Ben ısrarla benim olduğunu söylüyorum en sonunda vazgeçtim ve arkaya doğru ilerleyip arkadaşımın kartını aldım. Her şey bitip de oturduğumda beynim durmuş gibiydi. Neden bu kadar panik yaptığımı bir türlü anlayamadım. Biraz sakinleşince birden aklıma eski kartımı çıkarmış olduğum yeni kartımın ise çantamda olduğu geldi. Bu kart aynı zamanda benim üzerinde fotoğrafım da olan kimliğimdi.

1 Ocak 2017 Pazar

"Ravan" ve "Oyuncu Anlatıcılık" Üzerine



Masal anlatmaya yeni başladığım zamanlardı. Kitap kulübümüzde Kurtlarla Koşan Kadınları okuyorduk ve ben de o zaman "La Loba"yı anlatacaktım. Daha sonra defalarca anlatacağım ve hayatımda çok özel bir yeri olan o masalı. Yılların getirmiş olduğu alışkanlıkla masalı ezberlemeye çalıştım ama o kadar olmadı ki... Anlatmaya çalıştım, anlatamadım. Aklımda sürekli kelimeler, bir yapmacık haller. Masaldaki cümleler benim değildi ve bu bana daha önce hiç olmadığı kadar kötü gelmişti. Sonrasında aklımda kalanları yazdım ve kendi tanımlamalarımı buldum. Aslında ilk anlatışımda onların da bir kısmı ezberimdeydi. O gün sezgisel olarak, masal çalışmanın bir oyun çalışmaktan daha farklı olduğunu anladım. O zamanlar, izlenimlerim ve deneyimlerim oyunculuk ve masal anlatıcılığının tamamen iki farklı disiplin olduğu yönündeydi. Bu noktada ise, daha çok keyif aldığım kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşündüğüm için "oyunculuktan" tamamen uzaklaşmaya ve salt bir anlatıcı olarak varolmaya çalıştım. Ya da ben öyle olduğunu zannettim çünkü neyi keskin sınırlarla ayırabiliriz ki? Aldığım eğitimlerde anladığım şey, anlatıcının oynamayacağı idi. Evet anlatıcı oynamıyordu ama başka türlü oynamıyordu. Masal anlatımlarını dinledikçe, izledikçe anlatıcıların farklı bir biçimde oynadıklarını gördüm. Bir çok durum, duygu, karakter, otantik kimlikleri ve anlatıcı kimlikleri arasında gidip geldiklerini. Tabi ben bunları kendimde sezemiyordum, bir çok kişi bana oyunculuk eğitiminin masal anlatımında çok işime yaramış olabileceğini söyledi ama ben dumanı üstünde bir masalcı olarak bunlara "hayır ben oyuncu kimliğimden sıyrılmaya çalışıyorum" dedim. Ne cahillik. Aslında bu durum o zamanlar işime yaradı, böylece kendimi yeni bir deneyime açmış oldum. Bildiğim, ezberden yaptığım bir çok şeyden sıyrılıp yeni bir öğrenme sürecine girdim. Deneyimlerimi eskiye dayandırmadan, en baştan. Hiç seyirci karşısına çıkmamış gibi. Aslında bir yandan da bu doğruydu çünkü hiç Sıla olarak seyirci karşısına çıkmamıştım. Aramızda rolden bir duvar vardı. Ama nereden bilecektim ki o rolden duvarın kalınlığı da geçirgenliği de sana bağlı. Böylece anlatıcılık deneyimim başladı ve seyirci, mekan, müzik, masal ilişkisi hakkında bir çok şey öğrendim. Çok farklı deneyimler yaşadım.

Kalbi Kırık Hüsniye

         Kalbi Kırık Hüsniye, güvendiği dağlara kar yağan kişidir. Kişi, Kalbi Kırık Hüsniye durumuna geçtiğinde göğsünün ortasın...