30 Aralık 2016 Cuma

Masal ve Hikaye Kitaplarım

Geçtiğimiz günlerde İnstagram'da Kumkurdu kitabından bir bölüm paylaşmıştım. O paylaşımımdan sonra bir kaç arkadaşım Asya Mavi'ye okuduğum kitapları ve kendi masal kitaplarımı merak ettiklerini söylediler. Ben de üşenmedim kitaplığımdan en sevdiklerimi topladım kucağıma yatağa yığdım. Şimdi de onları teker teker yazacağım. Kendi okuduğum masal kitaplarının büyük kısmını kütüphaneden temin ediyorum. Mitoloji ve masal kitapları oluyor onlar ancak iade ettiğim için isimlerini şimdi sizlerle paylaşamayacağım. Bu paylaştıklarım benim kitaplığımda olup da özellikle çok sevdiklerim. Sizin de sevdiğiniz masal kitapları varsa yorum kısmına eklerseniz çok sevinirim. Burada güzel bir paylaşım başlatmış oluruz. Hepimize keyifli okumalarla geçen güzel bir yıl olsun.




20 Kasım 2016 Pazar

Çocuklara Masal ve Asya Mavi'nin Öğüdü



Cumartesi sabahı, Asya Mavi sabaha karşı yanıma gelmiş. Günün ilk saatlerini birbirimize sarılıp uyuyarak karşılamışız. Uyandığımda kızım kafasını karnıma koymuştu, gözümü açar açmaz bana dedi ki "masal anlatıcısıyım demene gerek yok, çünkü insanlar masal dinlemeye gelmişlerse senin masal anlatıcısı olduğunu bilirler."

16 Kasım 2016 Çarşamba

Sınır Koymanın Dayanılmaz Hafifliği




Kendimizle aramıza koyduğumuz duvarları aşarsak çevremizdeki kişilere karşı sınırlarımızı daha belirgin çizmiş oluruz. Sınır koyma işini ilk düşündüğüm zamanlar, kızım Asya Mavi'in doğumundan sonra başlıyor. Ben sınır koymayı ve sınır koymanın iyi bir şey olduğunu anne olduktan sonra öğrendim. Sonrasında da bir çok ilişkimde bunun önemini deneyimledim. Bir gruba uzun süre ders vereceksem, onlarla tanıştığım ilk zamanda beni ve davranışlarımı yokladıklarını farkettim. Bu insan olarak hepimizin yaptığı bir şey. Merak ediyorlardı, bu kadın neleri seviyor nelerden hoşlanmıyor. Ne kadar ileri gidebilirim ve bence asıl merak edilen de tüm bunlar olduktan sonra da beni sevecek mi?

21 Ekim 2016 Cuma

"Başka" Masal Gibi Kamp



Geçtiğimiz haftasonu Başka Rota ile Urla Demirciler Ada Mevkii'ne kamp yapmaya gittik. Dolunay gecesinde masal anlatmak benim için harika bir deneyimdi. Bu deneyimi de paylaşmak istedim. Yazıyı yazmadan önce fotoğrafları gözden geçireyim dedim ve ne kadar çok şey yaptığımızı farkettim. Sonra da ben bu kadar şeyi hiç bir ayrıntıyı kaçırmadan nasıl anlatacağım diye düşündüm. Bazı noktalarda kısa keseceğim, daha çok kendi deyimime odaklanmaya çalışacağım. Bu kampta harika kişilerle tanıştım hepsinin de ilginç hikayeleri vardı.

13 Ekim 2016 Perşembe

Nilüfer


Dün akşam müzik dinlerken, Mert Fırat'ın söylediği "Nilüfer" şarkısı çalmaya başladı. "Bir Varmış Bir Yokmuş" filminin müziğiymiş, filmi izlemiştim ama şarkıyı hatırlamıyordum. Aslında dün akşam da bana pek bir şey ifade etmemişti.  Bugün Dokuz Eylül Üniversitesinde bir işim vardı, Eğitim Fakültesi'nde. Daha önce oraya hiç gitmemiştim, ne kadar güzelmiş bahçesi. Eski ağaçları, yapay göletler, heykeller, bir tek kafes içindeki tavus kuşlarına üzüldüm. Onun dışında o kadar sakin geldi ki bana. İşim bitip de dönerken göletlerin içinde nilüferleri gördüm. Su çok pisti ama benim gördüğüm nilüferlerdi. Onların fotoğrafını çektim, bir kaç heykelin de fotoğrafını çektim. Günün koşturmacasından da unutmuşum, akşam eve geldiğimde hatırladım, baktım nilüferlere. Sonra şarkıyı hatırladım, açıp tekrar dinledim. Şarkıda sadece bir kere nilüfer adı geçiyor, neden şarkıya bu ismi verdiler diye düşündüm. Sonra nilüfer çiçeğinin bir mitolojisi var mı diye baktım. Keşke o nilüferlere bakarak geçireceğim  bir saatim olsaydı dedim kendime. Beni ne bu kadar etkilemişti. Bunun üzerine düşünüp yazmak istedim.

26 Eylül 2016 Pazartesi

"Her başarılı çocuğun arkasında fedakar bir anne vardır." MI?






İnternette bu görselle karşılaştım ve içimde derinden bir öfke dalgası yükseldi. Böyle şeyleri genelde paylaşmazdım. Çoğunlukla susan ve kendi içimde konuşan bir yapım vardı. Bugün havaalanında başıma ilginç bir olay geldi ve ben her zaman yaptığım gibi susup nazikçe gülümsemek yerine hissettiğim ve inandığım şeyleri sakince, tüm kalbimle söyledim. Bu deneyimin ardından bu gece bu görselle birlikte. "Her başarılı çocuğun arkasında fedakâr bir anne vardır. Her "başarılı" çocuğun arkasında "fedakâr" bir anne vardır. Başarılı-fedakâr. Çocuk-anne. Her çocuğun arkasında anne vardır. Her vardır. Anne fedakâr. Fedakâr anne. Başarılı çocuk. Başarılı anne. Fedakâr çocuk. Her fedakâr annenin arkasında başarılı bir çocuk vardır. Her bir anne fedakâr başarılı çocuk vardır arkasında. Yetmedi mi?" yazıp paylaştım.  Sanırım kaçak dövüşmüşüm ki yeterince anlaşılmamış. Ortak arkadaşlarımızın olduğu ancak birebir tanışmadığımız bir facebook arkadaşı bana "feda etmek" "fedakarlık" sizin için ne anlama geliyor? buna derin nefes alıp kalpten cevap verir misiniz? yazdı. Yazdığımı tekrar okuduğumda gerçekten de nefesimi tuttuğumu anladım. Mesaj alındı, ima etmek de yok.
Bu soru içimde farklı bir kapı açtı ve ben oradan içeri girdim. Bu kelimeler yan yana geldiğinde benim içimde neler açıyor bunu bulmaya çalıştım.

22 Eylül 2016 Perşembe

Nasıl Batırdım?

Nasıl Batırdım?

İzmirli Anneler mail grubudan tanış olduğum sevgili arkadaşım Başak Tırnaklı bir gün bana ulaştı. Sosyal medya üzerinden yaptığım işleri, masal anlatıcılığımı ve kitap kulübüyle ilgili aktivitelerimi görmüş. “Senin mutlaka başarısızlıkların vardır” dedi. Önce yanlış okudum sandım, sonra da yanlış yazdı sandım. Başarısızlık mı? Var ama bunu neden anlatayım? Sonra da bana Fuckup Nights'dan bahsetti. Fackup Nights Türkiye'de ilk defe İzmir'de Banu Güsar'ın girişimiyle yapılmış. FackUp ilk kez Meksika'da 5 arkadaşın birbirlerine nasıl battıklarını anlattıktan sonra “ya bunlar çok komik ve çok da iyi biz bunları diğer insanlara da anlatalım” demeleri ile ortaya çıkmış buluşmalar. Ne varsa Meksika'da var kardeşim dedirttiren bir olay oldu bana da:) Başak'la konuştuktan sonra katılmayı çok istedim ama bir türlü programım uymadı. Buluşmalar her ayın 2. Çarşambası yapılıyor ve ben anca Haziran ayında bir buluşmayı izlemeye gidebildim ve çok etkilendim. İnsanların samimi paylaşımları, aldıkları dersler, bunları açık yüreklilikle ifade etmeleri öyle güzeldi ki. Sonra da Eylül ayındaki buluşmada konuşmacı olmayı kararlaştırdık. Aklımda bu konuşma hep vardı, neyi anlatabilirim. Başarı ve başarsızılık kavramları çok uğraştığım kavramlardır. Sanatla uğraşan biri için de çok boş bulurdum bu sözleri. Çocukların başarı odaklı yetiştirilmelerine de sinirlenirdim. Aynı zamanda başarısız olmaktan da korkardım. Kendimle hesaplaşmışlığım çoktur bu konuda. Ben de güzel sanatlar sınavına ilk girdiğimde kaybedişimi ve panoda koyu kırmızı harflerle adımın yanında BAŞARISIZ yazışını ve benim üç gün boyunca buna ağlayışımı anlatacaktım. Ancak üç ay boyunca çoooooook şey değişti ve ben başka bir şey anlattım. Hatta bu buluşmada tahmin edilenden daha çok kişi katıldı ve iki salonda toplanıldı ve ben iki kere anlattım. Bu hikayeyi daha çok kişinin duyması için bloguma da yazmak istedim. Keyifli okumlar.

23 Ağustos 2016 Salı

Minik Yazar Neredesin?



Datça'da "Çadır Sayfaları" Yazarken



Bu aralar yazmak üzerinde uzun uzun düşüncelere dalmış durumdayım. Bazen kelimeler ve harflerle aram çok iyiyken bazen de bana o kadar yabancı ve ürkütücü geliyorlar ki... Bir şey yazmak zorundaysam eğer bu beni çok zorluyor. Zorundaysam zorluyor olması doğal tabi ki... Sanatçının Yolu kitabında 12 haftayı tamamladım. Her gün sanatçı buluşmalarımı yapamadım, görevlerimin bazılarını da aksattım ama sadece 3 gün fire ile sabah sayfalarımı her sabah yazdım. Bu o kadar güzeldi ki. Yazdıklarımı birinin okumayacak olmasının verdiği rahatlıkla tüm duygularımı en içten şekilde kağıda döktüm. Blogumu da yazarken kendimi görece daha rahat hissediyorum. Acaba iş duyguları değil de düşünceleri yazmak olduğunda mı zorlanıyorum. Aslında bu da bir yanılsama çünkü bazen öyle bir zaman geliyor ki her şey kendiliğinden akıveriyor. İçteki o bağlantıyı yakalamak gerekiyor, anlatmakla aynı şey sanırım.  Yazmanın ve anlatmanın kendi içinde farklı dinamikleri var ve her ikisi de bağlantı kurmadan olmuyor. Bu aralar peşine düştüğüm konulardan biri de bu... Minik yazarım içimde nerelerde kaybolduysan seni bulacağım, orada olduğundan eminim ve seni seviyorum.

13 Ağustos 2016 Cumartesi

İçimdeki Minik Yazarı Onurlandırıyorum



Hemen şimdi bu satırları yazmak istedim, bu bana sık olan bir şey değildir. Balkonun önündeki koltuğuma oturmuş esen serin rüzgarın eşliğinde kitabımı okurken (yazar burada anlatımını süslemeyi amaçlamaktadır) kitapta yazan bir şey birden bire bende bir yazma isteği uyandırdı. Tabi ben onu - sonra yazarsın canım- şu kitabını güzel güzel oku diye susturdum ve okumaya devam ettim. Gerçekten de çok etkileyici idi, okuduğum şeyler, yaşadığım şeylerle bir çok bağlantı oluşturmaya başladı. Sonra küçük yazarım yine - ama hemen yazarız hadi yaz- dedi. ben de boşver canım okumamak için yapıyorsun dedim. Ama sonra zihnimden cümleler  hızlıca geçmeye başladı ve ben okumaya daha fazla devam edemedim ve işte ta tamm küçük yazarımı mutlu etmek için bilgisayarımı kucağıma aldım ve aynı koltukta bunları yazıyorum.
ne okudum? ne okudum da bu beni bağlantı kurmaya ve bunu ifade etmeye itti. Hemen yazıyorum

4 Ağustos 2016 Perşembe

Zaman



Kaç yaşındayım şu titrek sokak lambasının yanından geçerken? 5 mi 16 mı 30 mu? Peki annem kaç yaşında aynı kaldırımdan her gün geçerken. Hepisini sırayla mı yaşıyoruz yoksa aynı anda mı? Gülibrişim ağacının yanında durmuş çiçeklerinin pudra kokusunu içime çekerken ben kimim? O ağacı ilk gördüğünde hayretten ağzı açık kalan çocuk mu? yoksa o ağacı unutup tekrar hatırladığında adını öğrenmeye çalışan yeni anne mi? yoksa şimdi o ağaçla farklı bir bağ kuran ben mi? Ben o ağacı her gördüğümde tüm bu duyguları yaşıyorsam o zaman bunları nasıl sıraya koyarım? Bu yazıdan mantıklı bir sonuç çıkarayamayacağım. Tek bildiğim geçmişin bir hayalet gibi peşimde dolandığı ve köşe başında beni beklediği, kendisine kapılırsam melankoli de bize eşlik ediyor.

31 Temmuz 2016 Pazar

Datça'da Biyografik Hikaye Anlatımı Kampı



Canım Seiba'nın organize ettiği ve Sue Hollingsworth'un eğitmenliğini yaptığı "Biyografik Hikaye Anlatımı" kampına katılma şansına sahip oldum.
Sue, sık sık Mevlana'nın bu dizelerini hatırlattı bize. İnsan olmanın nasıl bir şey olduğunu unutmamamız için.

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Bir Yaratıcılık Tıkayıcı Olarak : Acıya Saplanmak

Aklımda bir proje var ya da yapmak istediğim bir şey. Yazı yazmak, resim yapmak, örgü örmek, uzun zamandır tarifi buzdolabına yapışmış bir yemek, meditasyon yapmak, tezimi yazmak (burada yazar konuya yavaş yavaş girmektedir) yaratıcı bir şeyler yani... Her şey hazır, evde kimse yok, ortam hazır, malzemelerim var,  tam başlayacağım "dur bir çay koyayım" ya da "bir arkadaşımı arayayım". Onu da yaptım, sonra biraz başlar ama devamını getiremem. İş o kadar kolay değil. Kendime acımaya başlarım, ben zaten yapamazdım, neden başladım ki. Sonra aklıma eski hüsranlarım gelir. Sonra her şeyi bırakıp koltuğa oturup uzun uzun kendime acımaya, kızmaya başlarım. Zaten yaptığım bir işin devamını getiremiyorum, zaten hiç kimse beni beğenmiyor, zaten 5. sınıftaki öğretmenim de  resmimi panoya asmamıştı, okulda şöyle yaptılar, evde böyle yaptılar, ah ne çok acı çektim.... Konu neydi? Neden kendime bunu yapıyorum? Neden yaratıcılıktan bu kadar korkuyorum. Bunu sormak ve peşinden gitmek gerekiyor. Neyse ki bu aralar "derine daha derine" indiğim dönemlerimdeyim de peşinden gidebiliyorum, korkusuzca. Sonra "tamam" diyorum evet, olan oldu. Sebebi de olmayabilir. Başla, sadece başla. Sadece otur başına ya da kalk ayağa. Bir müzik açıp dans etmekle başla ya da sadece rüzgara karşı oturmakla. Sadece başla ve devamı gelir. Sadece başla, devamı gelen şeylere sen de inanamayacaksın. 
Julia Cameron'un Sanatçının Yolu kitabını okuyor ve uyguluyorum bu aralar, 7. haftadayım. 12 haftalık bir program ve her hafta verdiği görevleri yapıyorum, tam bir görev insanı olduğum için bu beni çok tatmin ediyor. Her sabah da sabah sayfalarını yapıyorum. Orada sorgulamamızı beklediği bir şey de yaratıcılığımızı tıkayan nedenlerdi. Yaratıcılığımızı tahmin ettiğimizden çok farklı nedenlerle tıkıyoruz bunu hem kendim de hem de bu zamana kadar oyunculuk çalışması yaptırdığım öğrencilerimde gördüm. Akacak, gidecek müthiş bir yol var, ortaya çıkacak güzel bir eser ama bazı davranış ve düşünüş kalıplarımız bizi esir ediyor. Tıkanık yaratıcılık da çok daha farklı, bizi ve çevremizi acıtacak şekilde dışarı atılıyor. 
Kendinize ve yaratıcılığınıza giden yolda size rehberlik edecek bu kitabı sevgiyle tavsiye ediyorum.

10 Temmuz 2016 Pazar

Düş Zamanı Masalcısı Şimdilerde Ne Yapıyor?

Uzun zamandır blogumla ilgilenmiyorum, belki de kendimle bu kadar çok ilgilendiğim içindir. Yeni bir eve taşındım, kızım ve ben olacağız artık bu yeni evde. Yeni bir hayata başlarken geçmişten getirdiğim pek çok alışkanlığı ve davranış kalıplarını yıkmaya başladığımı görüyorum, uzaktan bir gözlemci gibi değil, daha çok ateşin tam ortasında olmak gibi.
Buraya yazmadığım dönemde çok şey oldu ama bunlardan en önemlisi ve en güzeli Seiba Uluslararası Hikaye Anlatıcılığı Merkezi'nde eğitime başlamamdı. Nazlı Çevik, Ayşe Senem Donatan  ve Şeyda Çevik'in kurduğu bu muhteşem okulda iki yıl boyunca "Anlatıcının Yolu" eğitiminde olacağım.  Ocak ayında başladık çalışmalara İstanbul'a bu kadar sık gidip gelmem de bu yüzdendi. İnsan bu kadar sık yolculuk yaptığında hayatında bir çok şey değişiyor. Olduğumuz yerde sıkışıp kaldığımızda düşüncelerimiz de kalıplaşıyor. Her yeni insani er farklı deneyim bizi prangalarımızdan kurtarıyor. İstanbul'a gittiğim dönemde masal akşamları da düzenledik. Altkat Sanat'da ve Beyoğlu Kültür Sanat Merkezi'nde masal anlattım. İzmir dışında olmak bana çok iyi geldi sonra bir ara da Adana'ya gittim. Adana Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde masal anlattım. Bu sayede hayallerime biraz daha yaklaşmış oldum, gezerek masal anlatmak.
İstanbul'da her ay farklı bir hocadan eğitim aldık ve her biri de bende ayrı ayrı kapılar açtı. Onları da yazmak, paylaşmak istiyorum.
Bu süreçte çok farklı bir anlatım deneyimini de sevgili hocam Gürol Tonbul'un sanat yönetmenliğini yaptığı "Handa Masallar" da yaşadım. Kemeraltı'nın tarihi Abacıoğlu Han'ında masal anlattım. Daha önce bir çok kez anlattığım masalları mekana, atmosfere uyarlama çalışması yaptık hocamla ve açık havada, o atmosferde kendimi tamamen o ana bırakarak masal anlatmak müthiş bir deneyimdi.
Bir yandan da Efe Elmas ile birlikte "Şifalı Masallar" ve "Masal ve Arketip" çalışmalarımız devam ediyor. Farklı insanlar, farklı mekanlar ama aynı duygular. Bu çalışmalar bizde de katılanlarda da çok önemli farkındalıklar oluşturuyor.  Zor zamanların atlatılması için güç veriyor.
15 Temmuzda ise Datça'ya gideceğim. Seiba'nın bir güzel etkinliği daha,  "Biyografik Hikaye Anlatımı; İnsan Olmak : Gerçek Hayat Hikayeleri Anlatmak" kendimle böylesine ilgilendiğim bir dönemde bu atölye bana çok iyi gelecek, hissediyorum. Ardından da "Üç Badem Masal Festivali" var 22 - 24 Temmuz'da orada da masal anlatacağım.   Seiba'nın facebook sayfasından ayrıntılara ulaşabilirsiniz.
Şimdilik haberler bu kadar. Ama yazmak istediğim pek çok şey var, farkettiğim paylaşmak istediğim. Belki ilham olur, belki bir kişinin bir şeyleri farketmesine adım olur. Belki de benim duygularımı anlamama daha çok yardımcı olur.  Sevgiyle



Binbir Gece Masallarının Sihri

Efe Elmas, Binbir Gece Masallarının Sihri'nin doğuş hikayesini yazdı... Keyifli okumalar "Elinde meşale gölgelerden çıkageli...