Kendimizle aramıza koyduğumuz
duvarları aşarsak çevremizdeki kişilere karşı sınırlarımızı
daha belirgin çizmiş oluruz. Sınır koyma işini ilk düşündüğüm
zamanlar, kızım Asya Mavi'in doğumundan sonra başlıyor. Ben
sınır koymayı ve sınır koymanın iyi bir şey olduğunu anne
olduktan sonra öğrendim. Sonrasında da bir çok ilişkimde bunun
önemini deneyimledim. Bir gruba uzun süre ders vereceksem, onlarla
tanıştığım ilk zamanda beni ve davranışlarımı yokladıklarını
farkettim. Bu insan olarak hepimizin yaptığı bir şey. Merak
ediyorlardı, bu kadın neleri seviyor nelerden hoşlanmıyor. Ne
kadar ileri gidebilirim ve bence asıl merak edilen de tüm bunlar
olduktan sonra da beni sevecek mi?
16 Kasım 2016 Çarşamba
21 Ekim 2016 Cuma
"Başka" Masal Gibi Kamp
Geçtiğimiz haftasonu Başka Rota ile Urla Demirciler Ada Mevkii'ne kamp yapmaya gittik. Dolunay gecesinde masal anlatmak benim için harika bir deneyimdi. Bu deneyimi de paylaşmak istedim. Yazıyı yazmadan önce fotoğrafları gözden geçireyim dedim ve ne kadar çok şey yaptığımızı farkettim. Sonra da ben bu kadar şeyi hiç bir ayrıntıyı kaçırmadan nasıl anlatacağım diye düşündüm. Bazı noktalarda kısa keseceğim, daha çok kendi deyimime odaklanmaya çalışacağım. Bu kampta harika kişilerle tanıştım hepsinin de ilginç hikayeleri vardı.
13 Ekim 2016 Perşembe
Nilüfer
Dün akşam müzik dinlerken, Mert Fırat'ın söylediği "Nilüfer" şarkısı çalmaya başladı. "Bir Varmış Bir Yokmuş" filminin müziğiymiş, filmi izlemiştim ama şarkıyı hatırlamıyordum. Aslında dün akşam da bana pek bir şey ifade etmemişti. Bugün Dokuz Eylül Üniversitesinde bir işim vardı, Eğitim Fakültesi'nde. Daha önce oraya hiç gitmemiştim, ne kadar güzelmiş bahçesi. Eski ağaçları, yapay göletler, heykeller, bir tek kafes içindeki tavus kuşlarına üzüldüm. Onun dışında o kadar sakin geldi ki bana. İşim bitip de dönerken göletlerin içinde nilüferleri gördüm. Su çok pisti ama benim gördüğüm nilüferlerdi. Onların fotoğrafını çektim, bir kaç heykelin de fotoğrafını çektim. Günün koşturmacasından da unutmuşum, akşam eve geldiğimde hatırladım, baktım nilüferlere. Sonra şarkıyı hatırladım, açıp tekrar dinledim. Şarkıda sadece bir kere nilüfer adı geçiyor, neden şarkıya bu ismi verdiler diye düşündüm. Sonra nilüfer çiçeğinin bir mitolojisi var mı diye baktım. Keşke o nilüferlere bakarak geçireceğim bir saatim olsaydı dedim kendime. Beni ne bu kadar etkilemişti. Bunun üzerine düşünüp yazmak istedim.
26 Eylül 2016 Pazartesi
"Her başarılı çocuğun arkasında fedakar bir anne vardır." MI?
İnternette
bu görselle karşılaştım ve içimde derinden bir öfke dalgası
yükseldi. Böyle şeyleri genelde paylaşmazdım. Çoğunlukla susan
ve kendi içimde konuşan bir yapım vardı. Bugün havaalanında
başıma ilginç bir olay geldi ve ben her zaman yaptığım gibi
susup nazikçe gülümsemek yerine hissettiğim ve inandığım
şeyleri sakince, tüm kalbimle söyledim. Bu deneyimin ardından bu
gece bu görselle birlikte. "Her başarılı çocuğun arkasında
fedakâr bir anne vardır. Her "başarılı" çocuğun
arkasında "fedakâr" bir anne vardır. Başarılı-fedakâr.
Çocuk-anne. Her çocuğun arkasında anne vardır. Her vardır. Anne
fedakâr. Fedakâr anne. Başarılı çocuk. Başarılı anne.
Fedakâr çocuk. Her fedakâr annenin arkasında başarılı bir
çocuk vardır. Her bir anne fedakâr başarılı çocuk vardır
arkasında. Yetmedi mi?" yazıp paylaştım. Sanırım
kaçak dövüşmüşüm ki yeterince anlaşılmamış. Ortak
arkadaşlarımızın olduğu ancak birebir tanışmadığımız bir
facebook arkadaşı bana "feda etmek" "fedakarlık"
sizin için ne anlama geliyor? buna derin nefes alıp kalpten cevap
verir misiniz? yazdı. Yazdığımı tekrar okuduğumda gerçekten de
nefesimi tuttuğumu anladım. Mesaj alındı, ima etmek de yok.
Bu
soru içimde farklı bir kapı açtı ve ben oradan içeri girdim. Bu
kelimeler yan yana geldiğinde benim içimde neler açıyor bunu
bulmaya çalıştım.
22 Eylül 2016 Perşembe
Nasıl Batırdım?
Nasıl Batırdım?
İzmirli Anneler mail grubudan tanış
olduğum sevgili arkadaşım Başak Tırnaklı bir gün bana ulaştı.
Sosyal medya üzerinden yaptığım işleri, masal anlatıcılığımı
ve kitap kulübüyle ilgili aktivitelerimi görmüş. “Senin
mutlaka başarısızlıkların vardır” dedi. Önce yanlış okudum
sandım, sonra da yanlış yazdı sandım. Başarısızlık mı? Var
ama bunu neden anlatayım? Sonra da bana Fuckup Nights'dan bahsetti.
Fackup Nights Türkiye'de ilk defe İzmir'de Banu Güsar'ın
girişimiyle yapılmış. FackUp ilk kez Meksika'da 5 arkadaşın
birbirlerine nasıl battıklarını anlattıktan sonra “ya bunlar
çok komik ve çok da iyi biz bunları diğer insanlara da anlatalım”
demeleri ile ortaya çıkmış buluşmalar. Ne varsa Meksika'da var
kardeşim dedirttiren bir olay oldu bana da:) Başak'la konuştuktan
sonra katılmayı çok istedim ama bir türlü programım uymadı.
Buluşmalar her ayın 2. Çarşambası yapılıyor ve ben anca
Haziran ayında bir buluşmayı izlemeye gidebildim ve çok
etkilendim. İnsanların samimi paylaşımları, aldıkları dersler,
bunları açık yüreklilikle ifade etmeleri öyle güzeldi ki. Sonra
da Eylül ayındaki buluşmada konuşmacı olmayı kararlaştırdık.
Aklımda bu konuşma hep vardı, neyi anlatabilirim. Başarı ve
başarsızılık kavramları çok uğraştığım kavramlardır.
Sanatla uğraşan biri için de çok boş bulurdum bu sözleri.
Çocukların başarı odaklı yetiştirilmelerine de sinirlenirdim.
Aynı zamanda başarısız olmaktan da korkardım. Kendimle
hesaplaşmışlığım çoktur bu konuda. Ben de güzel sanatlar
sınavına ilk girdiğimde kaybedişimi ve panoda koyu kırmızı
harflerle adımın yanında BAŞARISIZ yazışını ve benim üç gün
boyunca buna ağlayışımı anlatacaktım. Ancak üç ay boyunca
çoooooook şey değişti ve ben başka bir şey anlattım. Hatta bu
buluşmada tahmin edilenden daha çok kişi katıldı ve iki salonda
toplanıldı ve ben iki kere anlattım. Bu hikayeyi daha çok kişinin
duyması için bloguma da yazmak istedim. Keyifli okumlar.
23 Ağustos 2016 Salı
Minik Yazar Neredesin?
| Datça'da "Çadır Sayfaları" Yazarken |
13 Ağustos 2016 Cumartesi
İçimdeki Minik Yazarı Onurlandırıyorum
Hemen şimdi bu satırları yazmak istedim, bu bana sık olan bir şey değildir. Balkonun önündeki koltuğuma oturmuş esen serin rüzgarın eşliğinde kitabımı okurken (yazar burada anlatımını süslemeyi amaçlamaktadır) kitapta yazan bir şey birden bire bende bir yazma isteği uyandırdı. Tabi ben onu - sonra yazarsın canım- şu kitabını güzel güzel oku diye susturdum ve okumaya devam ettim. Gerçekten de çok etkileyici idi, okuduğum şeyler, yaşadığım şeylerle bir çok bağlantı oluşturmaya başladı. Sonra küçük yazarım yine - ama hemen yazarız hadi yaz- dedi. ben de boşver canım okumamak için yapıyorsun dedim. Ama sonra zihnimden cümleler hızlıca geçmeye başladı ve ben okumaya daha fazla devam edemedim ve işte ta tamm küçük yazarımı mutlu etmek için bilgisayarımı kucağıma aldım ve aynı koltukta bunları yazıyorum.
ne okudum? ne okudum da bu beni bağlantı kurmaya ve bunu ifade etmeye itti. Hemen yazıyorum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Siyahlı Kadın, Deniz Kızı ve Sis
Masal anlatmak ve masal anlatıcılığı atölyesi düzenlemek için geçtiğimiz hafta Ankara’daydım. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Susan Hi...
-
Masal Anlatıcılığı Nedir? Masal anlatıcılığı kadim zamanlardan beridir süregelir ve dünyanın her yerinde karşımıza çıkar. Kültür...
-
Dün akşam müzik dinlerken, Mert Fırat'ın söylediği "Nilüfer" şarkısı çalmaya başladı. "Bir Varmış Bir Yokmuş" fil...
-
Kızım Asya Mavi'ye hamileyken, çocuk bakımıyla ilgili elime ne geçerse okuyor ne kadar blog varsa takip ediyordum...



