1 Ocak 2017 Pazar

"Ravan" ve "Oyuncu Anlatıcılık" Üzerine



Masal anlatmaya yeni başladığım zamanlardı. Kitap kulübümüzde Kurtlarla Koşan Kadınları okuyorduk ve ben de o zaman "La Loba"yı anlatacaktım. Daha sonra defalarca anlatacağım ve hayatımda çok özel bir yeri olan o masalı. Yılların getirmiş olduğu alışkanlıkla masalı ezberlemeye çalıştım ama o kadar olmadı ki... Anlatmaya çalıştım, anlatamadım. Aklımda sürekli kelimeler, bir yapmacık haller. Masaldaki cümleler benim değildi ve bu bana daha önce hiç olmadığı kadar kötü gelmişti. Sonrasında aklımda kalanları yazdım ve kendi tanımlamalarımı buldum. Aslında ilk anlatışımda onların da bir kısmı ezberimdeydi. O gün sezgisel olarak, masal çalışmanın bir oyun çalışmaktan daha farklı olduğunu anladım. O zamanlar, izlenimlerim ve deneyimlerim oyunculuk ve masal anlatıcılığının tamamen iki farklı disiplin olduğu yönündeydi. Bu noktada ise, daha çok keyif aldığım kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşündüğüm için "oyunculuktan" tamamen uzaklaşmaya ve salt bir anlatıcı olarak varolmaya çalıştım. Ya da ben öyle olduğunu zannettim çünkü neyi keskin sınırlarla ayırabiliriz ki? Aldığım eğitimlerde anladığım şey, anlatıcının oynamayacağı idi. Evet anlatıcı oynamıyordu ama başka türlü oynamıyordu. Masal anlatımlarını dinledikçe, izledikçe anlatıcıların farklı bir biçimde oynadıklarını gördüm. Bir çok durum, duygu, karakter, otantik kimlikleri ve anlatıcı kimlikleri arasında gidip geldiklerini. Tabi ben bunları kendimde sezemiyordum, bir çok kişi bana oyunculuk eğitiminin masal anlatımında çok işime yaramış olabileceğini söyledi ama ben dumanı üstünde bir masalcı olarak bunlara "hayır ben oyuncu kimliğimden sıyrılmaya çalışıyorum" dedim. Ne cahillik. Aslında bu durum o zamanlar işime yaradı, böylece kendimi yeni bir deneyime açmış oldum. Bildiğim, ezberden yaptığım bir çok şeyden sıyrılıp yeni bir öğrenme sürecine girdim. Deneyimlerimi eskiye dayandırmadan, en baştan. Hiç seyirci karşısına çıkmamış gibi. Aslında bir yandan da bu doğruydu çünkü hiç Sıla olarak seyirci karşısına çıkmamıştım. Aramızda rolden bir duvar vardı. Ama nereden bilecektim ki o rolden duvarın kalınlığı da geçirgenliği de sana bağlı. Böylece anlatıcılık deneyimim başladı ve seyirci, mekan, müzik, masal ilişkisi hakkında bir çok şey öğrendim. Çok farklı deneyimler yaşadım.

30 Aralık 2016 Cuma

Masal ve Hikaye Kitaplarım

Geçtiğimiz günlerde İnstagram'da Kumkurdu kitabından bir bölüm paylaşmıştım. O paylaşımımdan sonra bir kaç arkadaşım Asya Mavi'ye okuduğum kitapları ve kendi masal kitaplarımı merak ettiklerini söylediler. Ben de üşenmedim kitaplığımdan en sevdiklerimi topladım kucağıma yatağa yığdım. Şimdi de onları teker teker yazacağım. Kendi okuduğum masal kitaplarının büyük kısmını kütüphaneden temin ediyorum. Mitoloji ve masal kitapları oluyor onlar ancak iade ettiğim için isimlerini şimdi sizlerle paylaşamayacağım. Bu paylaştıklarım benim kitaplığımda olup da özellikle çok sevdiklerim. Sizin de sevdiğiniz masal kitapları varsa yorum kısmına eklerseniz çok sevinirim. Burada güzel bir paylaşım başlatmış oluruz. Hepimize keyifli okumalarla geçen güzel bir yıl olsun.




20 Kasım 2016 Pazar

Çocuklara Masal ve Asya Mavi'nin Öğüdü



Cumartesi sabahı, Asya Mavi sabaha karşı yanıma gelmiş. Günün ilk saatlerini birbirimize sarılıp uyuyarak karşılamışız. Uyandığımda kızım kafasını karnıma koymuştu, gözümü açar açmaz bana dedi ki "masal anlatıcısıyım demene gerek yok, çünkü insanlar masal dinlemeye gelmişlerse senin masal anlatıcısı olduğunu bilirler."

16 Kasım 2016 Çarşamba

Sınır Koymanın Dayanılmaz Hafifliği




Kendimizle aramıza koyduğumuz duvarları aşarsak çevremizdeki kişilere karşı sınırlarımızı daha belirgin çizmiş oluruz. Sınır koyma işini ilk düşündüğüm zamanlar, kızım Asya Mavi'in doğumundan sonra başlıyor. Ben sınır koymayı ve sınır koymanın iyi bir şey olduğunu anne olduktan sonra öğrendim. Sonrasında da bir çok ilişkimde bunun önemini deneyimledim. Bir gruba uzun süre ders vereceksem, onlarla tanıştığım ilk zamanda beni ve davranışlarımı yokladıklarını farkettim. Bu insan olarak hepimizin yaptığı bir şey. Merak ediyorlardı, bu kadın neleri seviyor nelerden hoşlanmıyor. Ne kadar ileri gidebilirim ve bence asıl merak edilen de tüm bunlar olduktan sonra da beni sevecek mi?

21 Ekim 2016 Cuma

"Başka" Masal Gibi Kamp



Geçtiğimiz haftasonu Başka Rota ile Urla Demirciler Ada Mevkii'ne kamp yapmaya gittik. Dolunay gecesinde masal anlatmak benim için harika bir deneyimdi. Bu deneyimi de paylaşmak istedim. Yazıyı yazmadan önce fotoğrafları gözden geçireyim dedim ve ne kadar çok şey yaptığımızı farkettim. Sonra da ben bu kadar şeyi hiç bir ayrıntıyı kaçırmadan nasıl anlatacağım diye düşündüm. Bazı noktalarda kısa keseceğim, daha çok kendi deyimime odaklanmaya çalışacağım. Bu kampta harika kişilerle tanıştım hepsinin de ilginç hikayeleri vardı.

13 Ekim 2016 Perşembe

Nilüfer


Dün akşam müzik dinlerken, Mert Fırat'ın söylediği "Nilüfer" şarkısı çalmaya başladı. "Bir Varmış Bir Yokmuş" filminin müziğiymiş, filmi izlemiştim ama şarkıyı hatırlamıyordum. Aslında dün akşam da bana pek bir şey ifade etmemişti.  Bugün Dokuz Eylül Üniversitesinde bir işim vardı, Eğitim Fakültesi'nde. Daha önce oraya hiç gitmemiştim, ne kadar güzelmiş bahçesi. Eski ağaçları, yapay göletler, heykeller, bir tek kafes içindeki tavus kuşlarına üzüldüm. Onun dışında o kadar sakin geldi ki bana. İşim bitip de dönerken göletlerin içinde nilüferleri gördüm. Su çok pisti ama benim gördüğüm nilüferlerdi. Onların fotoğrafını çektim, bir kaç heykelin de fotoğrafını çektim. Günün koşturmacasından da unutmuşum, akşam eve geldiğimde hatırladım, baktım nilüferlere. Sonra şarkıyı hatırladım, açıp tekrar dinledim. Şarkıda sadece bir kere nilüfer adı geçiyor, neden şarkıya bu ismi verdiler diye düşündüm. Sonra nilüfer çiçeğinin bir mitolojisi var mı diye baktım. Keşke o nilüferlere bakarak geçireceğim  bir saatim olsaydı dedim kendime. Beni ne bu kadar etkilemişti. Bunun üzerine düşünüp yazmak istedim.

26 Eylül 2016 Pazartesi

"Her başarılı çocuğun arkasında fedakar bir anne vardır." MI?






İnternette bu görselle karşılaştım ve içimde derinden bir öfke dalgası yükseldi. Böyle şeyleri genelde paylaşmazdım. Çoğunlukla susan ve kendi içimde konuşan bir yapım vardı. Bugün havaalanında başıma ilginç bir olay geldi ve ben her zaman yaptığım gibi susup nazikçe gülümsemek yerine hissettiğim ve inandığım şeyleri sakince, tüm kalbimle söyledim. Bu deneyimin ardından bu gece bu görselle birlikte. "Her başarılı çocuğun arkasında fedakâr bir anne vardır. Her "başarılı" çocuğun arkasında "fedakâr" bir anne vardır. Başarılı-fedakâr. Çocuk-anne. Her çocuğun arkasında anne vardır. Her vardır. Anne fedakâr. Fedakâr anne. Başarılı çocuk. Başarılı anne. Fedakâr çocuk. Her fedakâr annenin arkasında başarılı bir çocuk vardır. Her bir anne fedakâr başarılı çocuk vardır arkasında. Yetmedi mi?" yazıp paylaştım.  Sanırım kaçak dövüşmüşüm ki yeterince anlaşılmamış. Ortak arkadaşlarımızın olduğu ancak birebir tanışmadığımız bir facebook arkadaşı bana "feda etmek" "fedakarlık" sizin için ne anlama geliyor? buna derin nefes alıp kalpten cevap verir misiniz? yazdı. Yazdığımı tekrar okuduğumda gerçekten de nefesimi tuttuğumu anladım. Mesaj alındı, ima etmek de yok.
Bu soru içimde farklı bir kapı açtı ve ben oradan içeri girdim. Bu kelimeler yan yana geldiğinde benim içimde neler açıyor bunu bulmaya çalıştım.

Siyahlı Kadın, Deniz Kızı ve Sis

Masal anlatmak ve masal anlatıcılığı atölyesi düzenlemek için geçtiğimiz hafta Ankara’daydım. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Susan Hi...